30 Eylül 2007 Pazar
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Bayram İşte Asıl Böyle Olur )):
Mutlaka Okuyun derim... ((:
En Dikkat Çekici Çelişkili Mim (:

Aaaaaa sevgili OmAr beni "Mim"lemiş :P :P . Neyse sulandırmadan konuya geleyim ((:
"Dikkatinizi çekmiş olan, gördüğünüz, duyduğunuz, ilk aklınıza esen ve sizi gülümseten Çelişki" ne ola ki??? diye Merak ettim ve önce kendim başlayayım diye kendimi "Mim"ledim...
Hemen "Seyfi Uzunkök"den bire bir alıntı Çelişkime geçeyim;
"Toplumumuzda ayıp diye ifade edilen bazı yaşam tarzları vardır. Kıyafet bunun bir parçasıdır. Bir kız açık giyindiğinde çok az bir kesim bunu yadırgayabilir. Örneğin mini eteklidir. İşin garip yanı ise erkek dışarda şortla gezdiğinde herkes tepki verir, ayıp der.( Annem-Babam'ı alıştırana kadar onlarda böyle diyordu bana :P) Halbuki erkeğin bacağı kimseyi kolay kolay tahrik etmez. Ama bu ayıptır. Mesela bu şekilde bir mülki amirin yanına çıkamazsınız. Ya da adliyeye giremezsiniz. Ancak mini etekli bir kadın girer. Bu da erkeklere yapılmış bir baskıdır. Kimse tarafından da dile getirilmez. Erkek bacağı açık gezme özgürlüğüne sahip değildir. Ama kadın mini etek giyme hakkına sahiptir. Sonuç tahrik olsa bile..."
Bu gözlem kesinlikle benimde yakındığım bir konu. Hayatımda ilköğretim ve lise eğitimimde bile spor tarzlı ayakkabılar giymiş, asla klasik ayakkabı giymemiş biriydim. Ama gelin görün Üniversite de çeşitli sebeplerle Rektörlükte toplantıya girmem gerektiğinde ilk karşıma getirilen şey "Senato kararı var, toplantıya kravatsız, takım elbisesiz giremezsin" ve haftada 2-3 kez bu tarz toplantılarda takım elbise, kravat ile çile çekmekteydim... Bayan Rektör yardımcımız ise gayet klasik-spor arası kıyafetlerle, hatta olabildiğince renkli cıvıl cıvıl kıyafetlerle nisbet yaparcasına gelirdi her toplantıya, iyice çıldırırdım((:
Neyse sırada Günün Şanslı-Kurbanları(aha çelişkinin alası :P) var...
Mınar
Guijarra
Tugba
Buyrun sahne sizin ((((:
28 Eylül 2007 Cuma
"Mim" mi?? O da Ne Ola ki???
Tugba ve Guijarra da ayrı ayrı ama aynı konuda "Mim"lenmiş ve kendi üslubuyla yazmışlar "Mim"e cevaplarını. (Tugba'nın cevabı, Guijerra'nın cevabı). Ardından da "Seni Seçtim Pikaçuuuuu" şeklinde "Haydi bakalım benden daha iyisini yazabilecek misin?" demiş ikisi de ve topu bana atmışlar. Konumuz;"En yakınımızdaki kitabın 187. sayfasının ilk cümlesi... Bakalım benim en yakınımdaki kitabın
187. sayfasında ne var?
şu cümle;"Okuduğuher şey üzerinde uzun uzun düşünüp taşınan Clausius 1848 yılına gelindiğinde, Evren'in kaderi üzerine kafa yormaya başladı"
Bu cümle, 1800 lü yıllarda Prusya'nın, sonralarda ise Dünyanın en önemli fizikçilerinden biri olan "Radolf Clausius" için "Dünyayı Değiştiren 5 Denklem (Michael Guillen)" de sarf edilmiş. Ya böyle pek bi "entel" olması için aranıp bulunmuş bir kitap ve cümle gibi oldu ama cidden ilk aklıma gelen ve yakınımda, hatta dibimde o varmış. Ama tavsiye ederim 5 büyük bilim adamının hayatını çok güzel işlemişler (:
Eveeett... Şimdi de bende sıra mimleme adına((:
Ancak konuyu değiştirmek istiyorum. Yeni Konumuzzz...
"Çelişkiler"
Evet, günlük hayatta dikkatinizi çeken, İLK AKLINIZA GELEN, yüzünüzü gülümseten ÇELİŞKİ Nedir???
Açılışı kendim yapmak için, ilk olarak kendimi "Mim"liyorum ((: Haydi bakalım "Meraklı Yaratık" merakımızı gider bi' (((((:
26 Eylül 2007 Çarşamba
“Döner Kapının Popülaritesi”nin Sırrı…
Yasin yine pek bi'ehemmiyetli(!) bir o kadar da önemli(!) bir konuda(soruyu tekrardan yazmıyorum linke tıklayıp okuyabilirsiniz) aydınlatılmak istemiş, eee benim de görevim sizleri en doğru(!), en gerçekçi(!) bilgiler ile aydınlatmak olduğu için hemen daha da uzatmadan konuya girip, sizleri aydınlatmaya çalışayım...
Öncelikle verilmiş olan cevap tamamen baştan savma ve bilim, tasarruf gibi lafların arkasına sığınarak insanların gözünü boyamak amacıyla verilmiş bir cevap....
Aslında mevzu çok basit. En önemli amaç bu kapıların yapımında "GÖSTERİŞ"... Evet evet kesinlikle "Gösteriş"...Mükemmel bir iç dizayn yaptınız otel girişine. Çok şaşalı bir görüntü oldu, biiir sürü de para harcadınız. Kapınız normal kapı. Gelen transit geçip "Resepsiyon" masasına geldi, girişini yaptı çıktı odaya. Eeeee... Sorsanız giriş kısmına dair bi tek kapıyı hatırlar, şöyle bir şeydi diye ve birde "resepsiyon" kısmını. Ne oldu?? o kadar para bi işe yaramadı. Ama döner kapılı bir yerde durum farklı. Gelen bir an durup uygun bölmeye girecek. Sonra kırk saatte o kapı dönerken bir yandan mecburen etrafına bakınacak. Siz hiç, yeni yapılmış da olsa, içi öyle sıradan gösterişsiz, hatta kısmen köhne olan otellerde döner kapı gördünüz mü?
Bunun yanı sıra bir başka ihtimal dahilindeki sebep de, "Zaman kazanmak"...Evet kesinlikle bu da güçlü bir ihtimal. Şu şekilde:
Düşünün çok gösterişli bir otel, giriş kapısı normal kapı, çok önemli bir müşteri geldi, dan diye kapıdan girdi "resepsiyona" a bi' geldi kimse yok... Haydaaa... Hani bence sorun değil, beklesin işi ne… Ama büyük otel sahipleri bu şekilde demiyor. (Hoş bu düşüncede olduğum için ben üç kuruşun hesabını yapmak ta onlar trilyon hesabı yapmaktalar. Ama kuruşlarımla ben çok meshudum (((: o da ayrı bi' durum) İşte bu nokta da otellerin "imdadına" döner kapı yetişiyor. Bu pek bi ehemmiyetli müşteri geldi kapıdan girecek, döner kapının uygun bölmesini bekleyecek, döner kapının salına salına dönmesini beklerken içerinin süsünü püsünü izleyecek, içeri girecek ve "resepsiyona" ulaşacak. Bu süre zarfında çoktan müdürler, ilgili şefler karşılama(yaranma) amacıyla bekleme moduna çokdan girmiş olacaklar.
Bu sebepleri gittikçe uzatmak mümkün. Ama bu iki sebep, özellikle de ilk sebep sanırım olayı gayet iyi özetliyor. Dünyanın en ünlü ve pahalı giyim markalarının ürünlerine para verebilecek kadar zengin(zeki) olmayan, ama "4 de 1" fiyatına satılan taklitlerini alıp etrafa sanki orjinaliymiş edasıyla "Gösteriş" yapmaya çalışan bir toplumda, bir kapının bile yapılmasının sebebini "Gösteriş" olarak düşünmek sanıyorum ki pek de yadırganacak bir durum olmaz… (((:
Merak Ettim de "Modern Soygun Nasıl Yapılır???"
Bir süredir, "Avea hattımdan kontörlerim çok çabuk düşüyor. Acaba neden?" diye düşünürken, kontör yükler yüklemez hesabımdan toz olup uçan kontörlerimin hesabını Avea Müşteri Hizmetlerini arayarak sormak aklıma geldi. Avea'dakiler merakımı gidermek amacıyla beni Flycell'e yönlendirdi. Flycell ise "Üyemiz olarak gözüküyorsunuz, üyelik onayını yaptığınız için kontörlerinizi geri veremeyiz." dedi. Halbuki ben paralı bir hizmete üye falan olduğumu hatırlamıyorum. Onaylamanın nasıl yapıldığını sordum. "Telefonunuza gelen onay kodunu internetten sisteme girmişsiniz ve onay işleminizi tamamlamışsınız." dedi. Hayır, kendimi bilmesem, doğrudur diyeceğim, ama ücretli hiç bir servise para vermem yani. Ama sonuçta onların dediğini mecburen kabul ettim, suçumla (!) kaldım. Önce ücretsiz diyorlar, sonra haber bile vermeden servis ücreti olarak haftalık 25 sms/50 kontör alıyorlar. Sonunda öğrendim ki, Flycell tarafından 150 kontörüm cukka edilmiş...
Devamında, uzun konuşmalar sonucunda bu duruma "DUR" demek için "Iptal flycell" deyip 5959'a mesaj yollamak gerektiğini öğrendim ve bu "Modern Soygun"a kendi adıma "DUR" dedim. Siz de çabucak kontörlerinizi gittiğini düşünüyorsanız, "Flycell"e destek amaçlı haftalık 50 Kontör bağış yapan "Hayır Severler"den olmak istemiyorsanız, Hiç müşteri hizmetleriyle falan uğraşmayın, hemen "Iptal flycell" deyip 5959'a mesaj yollayın. Nasıl olsa diyecekleri şeyler üç aşağı beş yukarı aynı değil mi??...
21 Eylül 2007 Cuma
Döner Kapının Popülaritesi
Ben yine e-posta kutuma düşen iletilerden yola çıkarak bir soru soracağım, çok sevgili Omar'a. Merak ettim, cevabını da altına yazmışlar sözde ama pek de tatmin olmadım açıkçası. İşte o soru ve cevabı:
Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?Şimdi siz bu cevaba inandınız mı yani? Ben inanmadım.
Doner kapilarin tek amaci enerji tasarrufudur. Buyuk binalarin icerleri devamli olarak isitilir. Acilan normal kapidan iceri soguk hava rahatlikla girer. Eger normal kapi kullanilirsa hava degisimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden calisacaktir. Ozellikle cok kisinin girip ciktigi otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu icin doner kapi kullanilir. Doner kanatlar sicak havanin disari cikmasina, soguk havanin da iceri girmesini engeller.
18 Eylül 2007 Salı
Merak Ettim de Nasıl Konuşuyorlar…
Eveeet… Bu harita da şimdi nereden çıktı ve üstündeki siyah çizgi de ne oluyor?? Değil mi?? ((:
Bundan iki hafta önce bir aile dostumuzun şirketinde bazı işlere yardımcı olmak için çalışıyorken iş nedeni ile çalışanlardan biri ile şehir dışına çıktık. Ve 6 gün süren bu yoldulukta siyah renk ile görmüş olduğunuz güzergah üzerinde 6 Günde 7 şehire gitmiştik. Yorucu, kimi zaman sinir bozucu ((: ama keyifli bir yolculuk olmuştu. O yolculukta da bir sürü "merak ettiğim" ve ya "dikkatimi çeken" şey oldu. Tabi bu kadar farklı il söz konusu ise bir o kadar da farklı şive demek olur bu ((: Zaten eskiden beri şivelere merakım vardı bu vesile ile de böyle bir yazı yazayım dedim, döner dönmez biraz araştırdım ve buyrun sizlere bazı yörelerden şive örnekleri…
Haaa unutmadan sizlerinde bildiği şive örnekleri varsa paylaşırsanız herkesten önce ben çok sevineceğim (((:
Not: Yazının sonunda 2 tane şive örneğini (sırf eğlenmek için) seslendirmeye çalıştığım bir video var. Kesinlikle inceleyin :P (((:
- Lisede, okulda Kastamonulu çok sayıda arkadaş olunca haliyle, en popular söylemimiz şöyleydi;
"Depcem deeeyon depemeyon,
Atcem deyon atemeyon
Dep gari, At garii
Gastımonu, Gastımonu Dep Dep Dep!!!"
- Yıllar önce Aydın'a teyzemlere gittiğimde bi' sohbet ortamında duyduğum tam metnini ise geçenlerde araştırırken bulduğum tekerleme;
"Gagı: Aydın yöresinde Kamışa "Kargı" derler, hatta Kargıda diyemez görüldüğü gibi "GAGI" derler ((: "
"Gagı va, gagıcık va
Gagıdan gagıya fak va
Gemencik gagısı bamak gibi
Umulu gagısı badak gibi
İmamköy gagısı va
Bağmak bağmak
Ebeyli gagısı va
Dınak dınak
Gagı va beli bükülü
Gagı va deli dövülü
Gemencik gagısınnan
Otakla gagısının fakı
Ota bamak gibi
Gagı va, gagıcık va
Gagıdan gagıya fak va"
- Oyhan Hasan BILDIRKİ'nin Aydın yöresine ait şive örneği içeren bir öyküsü, buyrun;
Çocukluğunda ilk defa Germencik'i gören bir köylü, kırk yıl sonra tekrar oraya gider, şaşırır kalır ve gördüklerini komşularına şöyle anlatır:
"Ey, gonşula geliven bi! Bakın da nele decem size. Böyün Gemenciğe gittim. Bi de nele görem? Gemencik şeher olmuş, şeher! Baza yatana gidivedim. Köftülü kebabla dizilivemiş. Otomofille sılanıvemiş. Şaşdım galdım. Bi de deve küleşi va dedile. Goştum gidivedim. Hakem hiyetinden Mıstıva Çavış, opalödene ba ba bağıbatı. "Çocukla gıyıya gaçsın, gebe gala da ayağaltında dolaşmasın! Devele gaçça haa!" deye."
- Anlatan :Behice TAŞKIN (35 Yaş) Yıl 1963
Kaynak: Nevşehir ve Yöresi Ağızları
Yazan: Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ
Yamır Doğası....
yamır doğası var diyi en oğde bi dellal çarılır. dellal aşamdan çarılır. zabanan koyümüzün hocaları böyükleri hep toplanıllar, doğayı yapallar.
Koftür....
her yirin memlekatın bi şiysi oluyor. koftürü pek gozel yaparıh. ah üzümden yaparıh.
Gısga otu....
böyle böyle gapanı gapanı gısga otu alırıh, depemizde guneş yanarıh. aşam oldumuydu talladan gopuşu gopuşu gelirik.
zabanan şafak atmadan galhacah, inekleri sağacah, nirde, bizinki zorunan geçim. sen niye giş geldin?Noğururdün? şindiyadar bu talla boğun biteridi
gısgamızın otuna gore adam oluruh. bazı gun birbirimize öndüc giderig, o bana gic geldiyse bende ona gic giderim, irken gelene irken giderik. suvarırıh maşallanın üsdüne otururuh iyice bi ıslanırıh. maşalladan hic gahmah. öğlennedi yimek yaparıh. pahla, zelderi yanı, olmassa sütlü bişiririk. aşam olunca talladan geleceğen, yimek bişirecen.
- Son olarak da Kahramanmaraş yöresine ait bir cümle ve Anlayabileceğimiz şekle getirilmiş hali;
''camının süllümünden dırmanan püsüğe haphabınan vurduydum püsük dohuz dombalak atarak aşşağı tuvarlandı''
meali :P ; " caminin merdiveninden çıkan kediye takonyayla vurunca kedi dokuz takla atarak aşşağı yuvarlandı"
16 Eylül 2007 Pazar
Korsana Savaş Açan KORSANLAR…
Ramazan Ayını görebilmeye bu sene de ömrümüz yetti. Her ne kadar eskiden olduğu gibi olmasa da bu ayın insanda uyandırdığı hissiyatlar çok başka. Ramazan ile başlığın alakasını hemen konuya şöyle devam ederek kurayım;
Ramazan geldi bari bu ayda paramı hayırlı bir şeyler alarak harcıyayım deyip bir kitap evine girmiş, raflardaki Kur'an lardan birini seçmeye çalışırken "Seyfi Uzunkök"ün "Çelişkiler" adlı kitabında dikkati çektiği bir husus aklıma geldi ve hemen elimdeki Kur'an ın ilk sayfalarını açtım aynen şu ibare: "Bu eserin yayın hakları … Yayın evine aittir. İzinsiz çoğaltılamaz…". Bir iki farklı yayın evininkilere, bazı Kur'an CD lerine baktım, benzer ifadeler "Her hangi bir şekilde kopyalanamaz", Uzunkök'ün dediği gibi bazıları daha da ileri gitmiş ve "Kopyalarsan hakkımı helal etmem" demiş… Hızlıca Şiir bölümüne geldim ve Yunus Emre şiirlerinin olduğu kitapları açtım yine aynı ifadeler… durup bir an aynen şunları düşündüm: " Bu insanlar Allah'ın hiç bir karşılık istenmeden insanlara iletilmesini istediği sözlerini gelir kapısı olarak görüp maddi kaygı güderek ticaretini yapıyorlar. Kıytırık bir yazarın bile izni olmadan sözlerini basıp satışa süremeyen bu kişiler, Allah Kur'an ın ticaretinin yapılamayacağını yine Kur'an içinde kesin bir dille yasaklamışken, Hem karşılığında bir bedel ödemeksizin hem de içerisindekilerin asıl Sahibi nin izni olmaksızın kar amacı ile satışa koyup, bir de üzerine nasıl yayın hakkı bizimdir, izinsiz çoğaltamazsınız, çoğaltırsanız hakkımızı helal etmeyiz diyebiliyorlar. Hadi ben diyelim ki çoğalttım ve haklarına girdim, peki onlar bu ticaretiyle kaç milyar müslümanın hakkına girmiş oluyor???"… Bu çelişkiye Kur'an çok açık bir örnek. Bu çelişki sadece Kur'an da değil dediğim gibi Yunus Emre'nin ve eski zamanlarda yaşamış bir sürü kişinin eserlerinin günümüzde basılmış hallerinde de bulunuyor… Acaba sözeleri, müziği anonim olan şarkı, türküler için mp3 yapılıp internetten indirilmesin diye bas bas bağıran, korsana savaş açanların, korsanlara karşı yasa çıkartmaya çalışanların en başta bizzat kendileri KORSANdır demek yanlış mı olur??
Hayat boyu aman şunu unutmayalım: "Öncelikle İğneyi kendimize batıralım, sonra Çuvaldızı başkasına batıralım" hatta kendi yaptıklarımızı, başkalarının yaptıklarından çok daha fazla sorgulayalım yani "Çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batıralım" ((:
Saygılar…
Ben Çocukken…

Herkese selamlar… MeCeSe ((: nin bir zamanlar aklina bir fikir düşmüş ve gidip "COCUKKEN" diye bir blog açıvermiş. Bu blogda bir zamanlar ne yapar ne ederdim diye yazarken bu yetmez isteyen gelsin, o da "Ben Çocukken" deyip de yazar olmak isteyen varsa buyursun gelsin demiş. Eeee çocukluğu sessiz, sakin, uslu bir çocuk olmasından dolayı olabildiğince olaylı geçmiş olan ben(usluysan sessiz sakinsen nasıl olaylı hareketli geçiyor çocukluk demeyin sadece ilk yazıyı okursanız o yeterli olacaktır anlaşılmasına) orada yazmayacam da kim yazacak deyip "Beni de al MeCeSeeeeeeeeeeeeeeeeeee" dedim. Sağolsun kırmadı aldı beni kadroya, ben de başladım yazmaya… Şu an itibari ile 4 adet yazım mevcut geçmişe dair…Buyrun okumak isteyenler için ön bilgi ve linkler (((:
Dediğim gibi siz öylece dursanız da "ekşın":P olaylar benim peşimi nasılda bırakmıyormuş buyrun bakın...Balkondan Aşşağıya Uçma Yolları, Ders - 1
Ablam ve Kuzenimle birlikte yaptığımız,
Kendin Pişir Kendin Ye Radyo Programı
3 Yaşlarındayken,
Yemeğin Kaynağına Yağtığım Yolculuk
Lisede deneme sınavlarındaki takma isim kullanma geyiğinde ulaşılabilecek son sokta,
Üfürükten Teyyare...
Buyrun bakalım okuyun okutturun :P
15 Eylül 2007 Cumartesi
Ben de Merak Ettim - Cevaplar / Bölüm 3

Evet, gayet mühim ve önemli sorulara verdiğim cevaplardan oluşan "ÜÇLEME"nin ((: 3. ve son Bölümü "3. Bölüm: Bilimsel Seans" Bayağı bir gecikme ile sizlerle birlikte. Bir önceki hafta içersinde geçici bir iş için 6 günde 7 şehire gitmiş olmam sebebi ile pek zaman bulamadım ama geri döndüm bomba gibi :P Haydi buyurun bakalım kaldığımız yerden devam…((:
Merak 7:
Işık saniyede 300.000 km hızla yol alıyor. Peki karanlık hangi hızla çöküyor? Bununla bir alaka kurulabilir mi?
Cevap 7:
Bu konu göründüğünden çok daha karışık. İlk başta hemen "Işık" ile "Karanlığın Çökmesi"nin hızları aynı diyesi geliyor insanın...Ama olayın derininde işler çok daha başka. Ancak bu konuda diyeceği olanlar vardır belki diyerek ve kendim için biraz daha düşünme payı isteyerek bu soruyu bir süreliğine askıya almak istiyorum. Diyeceği olan birileri varsa buyursun... Mikrofon sizde((:
Merak 8:
Diyelim ki gelecekte bir gün ışık hızıyla seyahat eden araba icat edilmiş olsun. Bu arabanın farlarını yakınca ne olacak?
Cevap 8:
Bence ne olacağından daha çok niye yakma ihtiyacı duyacağını düşünmek lazım. Yani farları niye açarız??? önümüzü görelim gerekecek olursa manevra yapıp bir yere, bir şeye çarpmayalım der ve farları açarız. Ancak o hızla giderken farları yakıp, önünü görüp, bir şey önüne çıkarsa fren yapıp durmayı becerebileceğini düşünen ya da "gerekirse sağa ya da sola ani manevra yapabilirim, ne varki" diyen biri olabileceğini sanmıyorum,o sebeple de öyle bir durumda farları yakmak gayet fuzuli olur. Yalnız "yok kardeşim o durumda ben dururum da manevra da yapabilirim ne var ki" diyen çıkarsa da benim karşılığında diyebileceğim tek şey "vaayyy beee...Analar ne evlatlar doğuruyor" olur ancak... ((:
Merak 10:
Teflona hiçbir şey yapışmıyor. Peki tavanın ne özelliği var ki teflona yapışık?
Cevap 10:
Bu konu benim de aklımı bulandırmakta ve açıkcası cevabını bende net bir şekilde veremiyorum. Bir Kimyacı olarak burada size konuyu bilimsel saçmalıklar(!) ile açıklayabilirdim ama daha mantıklı(!), gerçekçi(!) bir dille sorularınıza cevap verdiğim için size bilimsel saçmalıklardan(!) bahsetmeyeceğim ki aklınız karışıp yalan(!) yanlış(!) bilgilerle dolmasın…Şöyle bir durup düşünüyorum da nedenini, belki de cevap "Bölüm-1/ Soru 2" deki "Süper Yapıştırıcı"nın ta kendisidir (: Kim bilir...(: (:
Merak 12:
Uçağın kara kutusu kaza anında parçalanmıyorsa neden bütün uçağı kutunun üretildiği maddeden yapmıyorlar?
Cevap 12:
"O zaman çok ağır olur, o yüzden uçamaz uçak" diyen arkadaşların seslerini duyar gibiyim. Ancak kesinlikle alakası yok bunun. O kadar dayanıklı bir maddeyi bulan bilim adamları onun hafif olan halini de bir şekilde bulabilirler. Asıl mesele şu hikayedeki ile bire bir aynı. Şöyle ki:
"Zamanın birinde bir terzi hiç eskimeyen bir kumaş bulmuş. Ne eskiyor ne kirleniyor, hiç bir şey olmuyormuş bu kumaşa. Ülkenin kralı hemen bu terziye bolca hediye altın verip ödüllendirmiş, kutlamış. Zamanla tüm ülkeye yayılmış bu kumaşla yapılmış kıyafetler, herkes akın akın bu kıyafetleri almaya gitmiş pazarlara. Satıcılar satışlardan çok memnunmuş. Ta ki bir süre sonra satışlar tamamen durana kadar. Kumaş eskimediği için kimse yenisini alma ihtiyacı duymuyormuş. Bunu gören kral hemen terziyi idam ettirmiş ve tüm eskimeyen kumaşlar bir şekilde imha edilmiş. Eskiyen yırtılan kumaşlar kıyafetler tekrardan satılır giyilir olmuş." burdaki gibi uçak bozulmaz parça ihtiyacı duymaz ve malesef "düşmezse" gariban(!) uçak üreticileri nasıl ailesini geçindirecek parayı kazanacak )):
29 Ağustos 2007 Çarşamba
Ben de Merak Ettim - Cevaplar / Bölüm 2

Evet, gayet mühim ve önemli sorulara verdiğim cevaplardan oluşan "ÜÇLEME"nin ((: 2.si sizlerle birlikte. "3. Bölüm"e BİLİMSEL içerikli soruları ayırdım, "3. Bölüm: Bilimsel Seans" çok yakında sizlerle olacak ((: Şimdi buyurun kaldığımız yerden devam…((:
Merak 5:
Gökyüzünde 400 milyon yıldız olduğundan bahsediliyor. Bizler "yeni boyalıdır" yazan yerleri el yordamıyla kontrol ettiğimiz halde, bu söylenen yıldız sayısının gerçekliğine nasıl inanıyoruz?
Cevap 5:
İnandığımızı kim söyledi. Tamamen sıkış olduğunu adımız gibi biliyoruz. Biliyoruz da hadi gelde aksini ispatla (: Boyalı yeri elleriz birşey olmadıysa "puhhh yalancılar sizi" deriz. Ya da elimize bulaşan boyaya şapşal şapşal bakarken çevremizdekilerin laflarına maruz kalırız. Eeee yıldızlara dokunup avcumuza alıp sayamıyacağımıza gore haklısın diyeceğiz boyun büküp başka çare yok…
Merak 6:
Limonlu gazozlarımızda bile bir sürü yapay tatlandırıcı, renklendirici, hede, hödö bulunmakta iken, limonlu bulaşık deterjanlarında gerçekten limon aroması kullanıldığına inanabilir miyiz?
Cevap 6:
1 – 2 hafta once bir gazetede "Görme Engelli" bir vatandaşımızın iş ve işçi bulma kurumuna başvurduğu ve kısa bir zaman sonra kurumun "Görme Engelli" vatandaşımıza "Makam Şöförlüğü" işi ayarladığı yazıyordu. O kadar şöför işsiz dururken gidip de "Görme Engelli" vatandaşı makam şöförü yapan bir ülkede limonun en iyilerini deterjanlara, kimyasal, yapay aromaları da içiceklere koyarlar... bunda garipsenecek bir şey yok ki…
Merak 8: Fare kokulu kedi maması yapılmış mıdır? Neden yapılmaz?
Cevap 8:
Fare görünce gerginlik basıyor kediyi…"aha fare!!!.. bir dakika ben kediysem bu mekanda o fareyi barındırmam uleyynnn" deyip başlıyor fare peşinde koşup , bir yandan da "ulan yakalayamazsak bu sahibim bana neler neler yapar, yakalamam lazım kesinlikle" şeklinde stress yapmaya…Yani işin özünde kediler fareyi yemek amaçlı değil şartlar gereği kovalar... fare kokulu yem verdiğimizde burunda devamlı koku var ama fare yok piyasada. Eee haliyle kedimiz stress yapacak "ulan bir yerde fare var kovalamalıyım" diyerek. Ama garibim bulamayacak, bulamadıkça da iyice kendinden geçecektir. Yazıktır, şimdiye kadar bulmadılarsa sesleniyorum buradan " Lütfen Böyle Bir Kötülük Yapmayın Onlara ): " (: (:
Merak 9:
Uçaklarda can yeleği vardır ama paraşüt bulunmaz. Bunun anlamı ne?
Cevap 9:
"Uçak düşmesi durumunda, sulak bir yere düşerse yırttın, sulak bir yere düşmezse Allah öbür tarafta kolaylık versin "fikri hemen akla geliyor soruyu okuyunca...
Ama durum çok farklı. Yolculuk öncesi "Hostesler" tarafından 3-5 dk. içinde "Can Yeleği" kullanımı gösterilir ve yolcularda çoğunlukla "Can Yeleği"nin nasıl kullanılacağını öğrenmiş olurlar. Paraşüt içinse işler biraz karışıktır. 1-2 ayda ancak öğretilebilen "paraşüt" kullanımının yolculuk öncesi uçakta Hostes tarafından can yeleğinin kulllanımı gibi 3-5 dk. içinde anlatılması mümkün değildir. Hadi anlattı diyelim içinde benim de olacağım hatırı sayılır (hemen hemene dünyanın tüm nüfüsu kadar) bir çoğunluk o kadarcık zamanda nasıl öğrenecek bunu...
Paraşüt koyulursa uçaklara şu haberleri ve ya benzeri haberleri duymamız malesefki muhtemeldir:
- Sevgili seyirciler New York – Londra hattında uçan 187 sefer sayılı uçak Okyanusa düştü. Uçaktan panik haliyle paraşütle atlayan ve 2 si paraşütün iplerine dolanıp suya çakılan, 3 ü yine paraşüt iplerine dolanıp boğulan, 5 kişi hariç tüm yolcular kurtarıldı...
- Istanbul – Berlin arası sefer yapan 345 sefer sayılı uçak dün uçuş sırasında oluşan bir hava boşluğundan dolayı panikleyen 3 yolcunun paraşütle atlamak için çıkış kapısını kırması sonucu irtifa kaybedip yere çakıldı. Ölü sayısı henüz kesinleşmedi...
V.s. v.s. v.s...
Uçak kazalarında ölüm oranı zaten yüksek, aman birde paraşüt felan deyip de bu oranı iyice yükseltmeyelim ...
26 Ağustos 2007 Pazar
Ben de Merak Ettim - Cevaplar / Bölüm 1

Sayfacıbaşı'nın bir birinden mühim ve önemli konulara dair gelen "e-postalar"dan derlediği soruları payaşmıştı. Tam Burada
Oldukça terleten bu 12 soruyu daha uygun olacağını düşündüğüm için "3 Bölüm" halinde sizlerle paylaşacağım buyrun "Volume-1" pardon "Bölüm-1" (:
Merak 1:
Yüzmek zayıflatıyor diyorlar. Öyleyse balinalar nerede yanlış yapıyor?
Cevap 1:
Bir yerde yanlış yaptıkları yok ki. Onlar zaten zayıf. Seni bilmem ama ben hiç bir balinanın böyle sudan havaya doğru cıkarak yaptığı hareketler sırasında sarkan, fazlalık olarak göze çarpan bir yanını görmedim. Sadece türlerinin gereği birazcık(!) iri kemikliler. Hem zaten dışı öyle ama içi boş onların. Hatırlamazmısın çizgi filmlerde, filmlerde balina yutar adamları, balina içinde yollarını kaybederler, orda yıllarca yaşar, gezer dururlar. (Bkz. Hz. Yunus Kıssası) Kısaca, Aslında bi numaraları yok onnarın "Büyük Boy Cips Paketleri" gibi bakarsınız kocaman devasa birşey, ama içi bakarsınız tamamen "FISSSSS"
Merak 2:
Süper yapıştırıcı dedikleri kimyasallar her şeyi süper yapıştırdıkları halde niçin içinde bulundukları tüplerin iç yüzeyini yapıştırmamaktadır?
Cevap 2:
Bu konuda sadece şunu söylüyorum başka da bir şeye gerek yoktur… MUM DİBİNE IŞIK VERMEZ :P
Merak 3:
Niçin falcıya gitmeden evvel randevu alınır? Geleceğimizi bilmeleri gerekmez mi?
Cevap 3:
Burda asıl sorun "Geleceğini önceden bildiğinde ne olacak?" Eee kardeşim sen bu falcının gelecekten gördüğü her şey için bir meblağ ödemiyor musun? Evet… Eeee senin geleceğini bilip randevu almana gerek kalmaması demek, normal ücretin iki katını sırf iki dk. arayıp gelicem demeye üşendiğin için vermişsin demek olur. Öyle bedavaya iş yooookkk (:Ha razıyım dersen seve seve "Geleceğini" de bilir "Geleceğini" de (:
Merak 4:
Eğer bugün hava sıcaklığı sıfır derece ise ve meteorolojiden gelen habere göre yarın iki kat daha soğuk olacağı tahmin ediliyorsa yarının hava sıcaklığı kaç derece olacaktır? Neye göre? Neden?
Cevap 4:
İlk yapılması gereken şey (fizik alanlar bilir) "referans" noktamızı bulmak, sonrası basit…soruda "iki kat soğuk olacak" deseydi, "sıfır derecenin iki katı soğuk ne kadar soğuktur?" diye sorabilirdik. Ama "İki kat DAHA" soğuk demiş. Demek ki bir önceki günkü sıcaklık belli bir miktar düşmüş ve sıfır derece olmuş. Haberde ise yarın bu düşüş miktarının iki katı kadar sıcaklık düşüşü olacak demek istiyor, yani referans noktamız "bir önceki günkü sıcaklık düşüşü". Bu hususta soruda bilgi olmadığından eksik veri vardır ve bu sebepten soru yanlıştır. Mecburen bu soruyu cevaplamadan es geçiyorum…
Arkası başka bir gün (:
21 Ağustos 2007 Salı
Küresel Isınma ve Et Kıtlığı Tehlikesi
"Küresel Isınma" ile birlikte giderek dünyadaki tüm kaynaklar yok olmaya yüz tutunca beni git gide bir kaygı kaplar oldu. Bu kaygı hemen herkestekinden biraz farklı kalıyor. Zira tamam susuzluk çok büyük bir tehlike ve çok büyük bir sorun, ama bence daha büyük bir problem bekliyor bizi; "Et Kıtlığı" ):
Evet evet cidden büyük ve çözümü olmayacak bir sıkıntı bu. "Ne alaka susuz kalsak daha mı iyi yani" diyenleriniz illaki çoktur ama susuzluğun çözümü mevcut. Uzun yıllardır Arap ülkelerinde uygulanan "Diyaliz" yöntemi ile deniz suyu kimyasal kullanılmadan sadece yoğunluk farkı kullanılarak temiz içme suyu haline getiriliyor. Bu uzun yıllardır kullanılan ve gayette iyi sonuçlar veren yöntemin yanı sıra "Turkuaz" markalı sular ile sık sık gündeme gelen atık suların temizlenerek içme suyu haline getirilmesi yöntemide gayet başarılı bir yöntemdir(o kadar laf edilmesine rağmen mecbur kalınırsa kana kana içeriz hiç dert etmeyiz...). Hatta hiç olmadı laboratuvar ortamında su yapar içeriz v.s....
Buna karşılık "Et Kıtlığı"nın çözümü yok...): Cidden böyle bir durumu düşünmek bile azap veriyor bana!!! Et yerine genleri ile oynanmış soyalı yemekler...Iyyyy!!! Yok Yok bir şeyler yapıp bilinçlendirmeli insanları. Bence Hollywood yıllardır işlediği "Robotların insanlara hükmedeceği" zırvalıklarını bırakıp insanların "Et Kıtlığı" yaşadığı etsiz yemeklere mahkum edildiği zamanları konu alan filmler çekmeli, insanları bilinçlendirmeli. Yok yok birşeyler yapmak lazım acilen...
"İskender"siz, "Köfte"sız hatta "ETLİ EKMEK"siz kalmamak için fikir üretmek lazım. Hatta varsa hemen tavsiyelerinizi iletin,
(: (:
17 Ağustos 2007 Cuma
Senede Bir Kez Hatırlamak ve Hatırlanmak...
"Allah ölümü önce "TAŞ"lara vermiş, ancak taşlar ölenlerin ardından yıllarca ağlamış yas tutmuş. Daha sonra Allah ölümü "DAĞ"lara vermiş, dağlarda yıllarca yas tutmuş, ağlamış ölenleri için. Son olarak Allah ölümü onlardan da alıp "İNSAN"lara vermiş. Başlangıçta insanlarda ağlamış yas tutmuş ama bir süre sonra herkes kendi hayatıyla kendi keyfiyle meşgul olmuş her kes unutmuş gitmiş ölenlerini..."
Bu gün benim doğum günüm!!! (: 1984 yılından beri bu dünyada ikamet etmekteyim...Daha da önemli kılan bu günü, benim yada bi başkasının doğmuş olması değil de 17 Ağustos 1949 yılında Bingöl çevresinde ve "Tam 50 Yıl" sonra aynı gün de 17 Ağustos 1999 da bu kez İzmit ve çevresinde kaybettiğimiz "On Binlerce" insanın ölümünün Yıl Dönümü olması... Her Afette olduğu gibi hazırlıksız yakalanmamız, kayıplar, hatalar... bunları her radyo televizyon ve gazetede hatta bloglarda okuyacaksınız yada okudunuz. Bence işin vahim yanı, ki bu sadece bu olaya has değil, 30.000(resmi kayıtlar böyle ama kayıplar eminim çok daha fazladır) kişinin çok büyük bir afette kaybedilmesi ve bunu şimdilik senede 1 kez hafiften bir yas havasında anıyor olmamız.(Dahada acısı bu yas havasının şiddeti giderek azalıyor ve görünen o ki yakın bir zamana sadece haberlerdeki ara başlık halinde sanki Afrika'da bir alakasız bir yerde olan bir olaymış gibi anılacak. Umarım kötümserimdir bu konuda da gerçekler daha iyimser bir halde gelişir...)
"Doğum Günü" kavramına küçüklükten beri ısınamamış kafamda soru işaretleri var ken bir de üzerine Biri "Unutulmuş" ve bir diğeri ise unutulmaya yüz tutan iki depremin de doğduğum güne denk gelmesi her sene bu sorularımı iyiden iyiye artırır oldu. Küçüklükten beri anlayamadığım bir olayı, bir mutluluğu yada üzüntüyü "Doğum Günü", "Yıl Dönümü" gibi kavramlar olmadan niye hatırlayamıyoruz, niye illa bu kavramlara ihtiyaç duyuyoruz???
Günlük hayatımda sürekli görüştüğüm yada cidden çok iyi bir dostluğumun olduğu insanlara değil bu merakım, zira onlarla her gün bir şeyler paylaşıyoruz. Bu merakımın kaynağı, bütün bir yıl boyunca aramayıp, görüşmeyip, hal hatır sormayan kişilerin "Doğum Günümü" hatırlayarak(ki bu telefona hatırlatma notu yazmak ve günü geldiğinde hatırlatmasını beklemek kadar kolay bir şey artık) bu vesile ile hal hatır sorması beni önemsediğini göstermesi...Buda güzel hatırlanmak bu sebeple de olsa ama neden hep eşinizi "sevdiğinizi" söylemek "jest" yapmak için "Evlilik Yıl Dönümü"nüzü beklersinizde her hangi bir gün de bunu yapmazsınız??? Ya da bir arkadaşımıza "Doğum Günü" sebebiyle gider bir hediye alır ya da "İyi ki Varsın" gibi cümleler söyler, her hangi bir gün durup dururken normal bir arkadaşımıza "ya iyki varsın" ya da benzeri bir mesaj atmayız, atanada "ne bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü" gibi laflar sarfederiz??? Neden illa "Huzur Evlerine" ziyaret için bayramarı bekleriz??? Bu dediklerimin kimisini yapıyor kimisini es geçiyorum bende ama neden illa güzel bir şeyler yapmak için hep bir "kılıf" bulmaya çalışıyoruz cidden çok "MERAK EDİYORUM"...(:
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Merak Ettim de Nasıl Yazılıyor Bu Kelimeler...
Geçen yıl CnnTürk izlerken haberlerde karşılaştım bu kareye ve hemen kamerama sarılıp alelacele çekiverdim resmini. Dün de bir arkadaşımla konuşurken bu konu ve bu resim aklıma geldi ve "Sayfacıbaşı"nın da desteğiyle bu konuda meraklı olanların merakını gidereyim istedim. Buyrun bakalım dilimizi nasıl katlediyormuşuz, doğruları nasılmış görelimmm...(:
Gelelim Sizin İçin Seçtiklerime...
yazıldığı gibi okunmayanlar;
Doğru Hal - Yanlış Hal
- Onbaşı - ombaşı
- Binbaşı - bimbaşı
- bin bir - bimbir
- ambar - anbar
- cambaz - canbaz
- çarşamba - çarşanba
- çember - çenber
Kasmayacak mısın? (“kasmıyacak mısın” değil)
Anlayan (“anlıyan” değil)
Yanlış yazılanlar;
- ağabey - abi
- açık göz - açıkgöz
- aferin - aferim
- apaçık - ap açık
- amfi - anfi
- Ankaralı - Ankara'lı
- alelade - alalade
- addetmek - adletmek
- Akupunktur - Akapunktur
- Acayip - acaip
- Agresif - agrasif
- absürt-absurde(fr.) - absurd, absürd
- adamakıllı - adam akıllı
- Ateş olsan cirmin (cirim=hacim)kadar yer yakarsın - Ateş olsan cürmün(cürüm=suç,kusur) kadar yer yakarsın
- alternatif / altarnatif
- Bilmukabele - Bilmukavele
- Bilfiil - Birfiil
- Bayağı - baya
- Bahçevan - Bahçıvan
- benimle - benle
- bir şey - bişey
- bir de - bide
- binaenaleyh - biananeleyh
- birkaç - bir kaç
- beynelmilel - beynelminel
- briyantin - biryantin
- cereyan - cerayan
- Çünkü - Çünki
- dakika - dakka
- direkt - direk
- Diyalog - dialog
- dalalet(sapkınlık) - delalet(aracılık)
- eğlence - eylence
- Egzoz - egzos,eksoz,egzost
- eğim - eyim
- estağfurullah - estağfirullah
- eşkıya - eşkiya
- enstrüman - enstruman
- Entelektüel - Entellektüel
- evrak - evraklar(Evrak zaten çoğuldur tekili varakadır.)
- Eski Devlet Bakanı - Devlet Eski Bakanı
- Enaniyet - Enanet
- göz ardı - gözardı
- göz yummak
- garaz - garez(TDK)
- grup (küme, ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü, ekip)
- gurup (Ay, güneş, yıldız vb. gök cisimlerinin ufkun altına inmesi, güneşin batması, batış)
- her gün - hergün
- hak etmek - haketmek
- havaalanı - hava alanı
- Hafriyat - Harfiyat
- halüsinasyon - halisinasyon
- herkes - herkez
- hukuku - hukuğu
- inisiyatif - insiyatif
- iade etmek - geri iade
- ıskonto - iskonto
- ispat - isbat
- kaile almak - kaale almak
- Külliyen - küllen
- kılavuz - klavuz
- kulüp - klüp
- Kayısı - Kaysı
- Komiser - Komser
- KPSS - KPSS Sınavı (KPSS=Kamu Personeli Seçme Sınavı)
- koleksiyon - kolleksiyon
- kolektif (collectif (fr.) ) - kollektif
- karnabahar - karnıbahar
- kurdele - kordale,kordela
- Konsantre bozulmaz - Konsantrasyon bozulur.Konsantre olunur.
- Laminant - laminat
- lakayt - lakayık
- laboratuvar - laboratuar
- Merci - Mercii
- Mantalite - mantelite-mentalite
- münazara - münaazara
- müteahhit - mütahit-müteahit
- mütevazı(alçak gönüllü, gösterişsiz) - mütevazi (birbirine paralel olan)
- muzır - muzur
- müsvedde - müsvette
- Metot - Method
- Makine - Makina
- muhatap - muhattap
- müdahale - müdehale
- mağdur - madur
- maalesef - malesef
- müsaade - müsade
- marifet - mağrifet
- maydanoz - maydonoz
- merci beaucoup (fr.) çok teşekkürler - çok mersi
- Nüans - Nüans farklılıkları
- nebze - nevze
- naçizane - naçisane
- ötanazi - ötenazi
- ÖSS - ÖSS Sınavı (ÖSS=Öğrenci Seçme Sınavı)
- orijin - orjin
- orijinal - orjinal
- provokatör - provakatör
- parlamento - parlemento
- psikopat - piskopat
- pek de - pekte
- popüler - populer
- rastlamak - raslamak
- Sarımsak - Sarmısak
- Stajyer - Stajer
- Sağ olun - Saolun
- sürçülisan - sürç-i lisan
- sanırım - sanırsam
- Şefkat - Şevkat
- Şoför - Şöför
- şarj - şarz
- şoke olmak - şok olmak (çünkü şok geçirilir)
- şahsın - şahısın
- şu an ki - şu anki
- Taahhüt - Tahüt/Taahüt
- tasfiye - tasviye
- tabiri caiz - tabir-i caiz
- tıraş - traş
- tekrar, yeniden - tekrardan
- teskere (Sedye) - tezkere( askerlik Askerlik görevinin bittiğini bildiren belge.)
- topic (ing.) konu - topik (Tahin, nohut, patates ve soğanla yapılan meze-TDK)
- takdir etmek - taktir etmek (İlki:beğenmek ya da değer biçmek ikincisi:damıtmak)
- ukde(içe dert olan şey) - uhde(görev, sorumluluk)
- unvan - ünvan
- vazgeçmek - vaz geçmek
- Yadsınamaz - Yatsınamaz
- yüksek lisans-master (ing.) - mastır
- yeğen - yiyen
- zayiat - zaiyat
- zarafet - zerafet